23 Mart 2017 Perşembe

Bu sefer de burasi...

Dun Londra'da bir saldiri oldu. Parlamento binasinin orada. Londra'nin en turistik yerlerinden biri. Cunku unlu Big Ben parlamento binasinin yani. Londraya gelip de oraya gitmeyen turist, sanirim, olmaz. Dolayisiyla haftanin hangi gunu, gunun hangi saati giderseniz gidin kalabliktir orasi. 

Terorist bir arabayla koprunun ustundeki yayalari ezdi. O koprunun ustunde sagli sollu hep yayalar vardir. Fotograf cekerler. Bir yanindan Parlamento binasini cekersiniz, diger yaninda London Eye'i. Hani diyecegim o ki, saldirdiklari yer Londranin en kalabalik en turistik yerlerinden biri.

Biz de cok gideriz o tarafa. Misafirlerimiz geldiginde mutlaka gotururuz oraya. Hatta Ozanla ikimiz de gezmeye gideriz arada. Mesela evlilik yildonumuzde oraya yakin bir yerde yemek yemistik. Sonra o kopruden yuruyup gecmis, karsi kiyida (Southbank diyorlar oraya) dere kenerainda muzik dinlemistik. Hamileydim o zaman. Deniz daha karnimdaydi. Arabanin yayalari ezdigi kaldirimlarda durmus, etrafi izlemis, sohbet etmis, fotograf cekmistik. Bu saldiri o aksam da olabilirdi iste...

Sansa yasiyoruz. Dunyanin her yerinde bu ayni artik. O an, orada olmamamiz sans. O an sevdigimiz birisinin orada olmamasi bir sans. Dun bizim orada olmamaiz da sansti. Sadece sans. Turkiyedeki her patlamada da bunu hissediyorum. Haberi alir almaz, ailemi ve arkadaslarimi kontrol ediyorum. Sonra seviniyorum iyiler diye. O sevinci tarifsiz bir utanc izliyor. Bizim kadar sansli olmayanlari, ailelerini diusunup utaniyorum. Sonra o utanc icimdeki aciyi daha da dagliyor. Hep ayni siralama. Hep...

Dunyanin guzel bir yer olacagina dair inancimi kaybetmmmeye basladim. Uzun zamandir bu boyle. Turkiyeye dair umutlarim da dunyaya dair umutlarim da bir bir terk ediyorlar beni. Elimdekilere tutunmaya calisiyorum. En cokda Deniz icin. Ona umutsuzlugu ogretemem. Ona sevgisizligi ogretemem. Toparlanmam lazim biliyorum. Ama ne zaman biraz toparlasam kendimi yeni bir saldiri oluyor. Ya da yeniden bir luzumsuz politikaci cikip konusuyor. Turkiyede, amerikada, burada, her yerde. Her yerdeler cunku. Cunku adim adim dunyayi kotuluk kapliyor.

Nasil buyutecegiz biz bu cocuklari? Nasil, nerede yasayacagiz da koruyacagiz onlari bu igrenc insanlardan? 
Aklimda hep bu sorular var.

Cunku her saldiri ardinda yakinlarini kaybedenlere buyuk acilar ve tum dunyaya an be an buyuyen bir kotuluk bulutu birakiyor. Cunku her saldiriyla fasizim buyuyor. Kutuplasmalar artiyor. Dunyanin tansiyonu yukseliyor.

Dunku saldirida da bu degismedi. Bazi insanlar aciya odaklanirken bazilari yine nefret kustu. Ve tabi ki nefretin odagi muslumanlar oldu. Yani biz. Boyle zamanlarda Avrupada olmak ne kadar zor biliyor musunuz? Cok zor, cok ama. Asla savunmayacagin bir gorusun cezasini sana kesiyor toplumun bir kismi. Neden? Cunku sen de muslumansin. Bu kadar iste. 

Ama sasirmiyorum ben buna. Yillarca aynisini kurtlere hic acimadan yapmis bir cografyadan geldigim icin biliyorum bu gidisati. O yuzden oyle soylediklerinde aa neden boyle diyorlar diyemiyorum. Fasizmin kurali bu cunku. Boyle bu fasist dunya. Birileri birilerini guruplayip etiketleyip saldiriyor iste. Bir gun hepimiz bir sekilde kurbani olacagiz bu duzenin kacis yok.

Ote yandan bu igrenc duzenin parcasi olmak da yok. O yuzden ben hala kafami dik tutuyorum iste. Hala dogru bildigimi savunmak icin elimden geleni yapiyorum. Hala bu sacma sapan saldirilarda vefat eden her kimse, hicbir seye bakmadan tek tek onlara uzuluyorum. Cunku hangi dinden, hangi siyasi gorusten, hangi memeleketten olduklari hic onemli degil. Onlar da bizim gibilerdi. Aileleri, cocuklari, isleri gucleri vardi. Her birimiz gibi. Sadece bizim kadar sansli degillerdi, o kadar... 

Duzenin batsin e mi dunya... Duzenin batsin da kurtulsun insanlar...


13 Mart 2017 Pazartesi

Keske...


Su fotografi gordunuz mu? Bu fotografa ait videoyu izlediniz mi?


Gundem cok sacma ve cok yogun. Ama yasanan butun bu sacmaliklarin icinde en cok bu cocugun hali dokundu bana. Sinava gec kaliyor, isten gelmis cunku. Yalvariyor alsinlar O'nu sinava diye :( Oyle cok agliyor ki. Oyle cok uzuluyor ki. Tahmin edebiliyoruz ne hissettigini degil mi? Eminim o universite sinavi stresini yasayan herkes tahmin ediyor. 

Universite sinavina girecegim gun dudagimda kocaman bir ucukla uyanmistim. O kadar stresliydim ki dokunsalar agliyordum. Oyle iyi anliyorum ki o genci. Oyle zor ki yasadiklari. Biz mesela bin tane saat kurmustuk aman gec kalmayalim diye. Annemler hic uyumamisti zaten. Dayim goturecekti sinava beni. Hava aydinlanmadan bizdeydiler yengem ve ufacik kuzenimle. Resmen aile boyu seferberlik ilan edilmis gibiydi. Stresli olan da sadece ben degildim. hepsinin gozunden ne kadar gergin olduklarini okuyabiliyordum. Ve bu beni daha da buyuk strese sokuyordu. O gencecik yasta yuklendigimiz agirliklara bakin. Ama nasil olmasin bu hal? Ne de olsa bir sene vardi isin ucunda. Deli gibi calistigim,her sabah 6da kalktigim, aksamin bir vakti okuldan ya da dershaneden dondugum koca bir sene. Canim 17 yasim. Oyle mi gecmeliydi? 

Simdi donup bakiyorum da yine bizim zamanimiz daha iyiydi. Bari huzurla universite okuduk, eglendik. Simdi o da yok. Biz bari bir universiteden mezun olduk mu is bulabiliyorduk. Simdi issizlik almis basini gitmis. Onu bir kenara koyalim. Artik universite okuyanin kiymeti de yok ki. Hatta mumkunse okunmasa gibi bir hal var ortalikta. Neyse bu uzun bir konu.

yeniden su gencecik insanin haline donersek. Boyle sistem olur mu? Simdi bu cocuga gunah degil mi? Surekli karsima cikiyor fotografi. Her seferinde bir baska uzuluyorum. O'nun da annesi butun gece uyumamistir belki ertesi gun cocugu sinava girecek diye. Zaten evden gelseydim gec kalmazdim diyor habire. Ama isten gelmis. Cunku bir yandan calismak zorunda. Hayat oyle zor ki. Keske her alanda daha da zorlasmasa. Keske cocuklar bu lanet sisteme kurban olmasa... Keske...




11 Mart 2017 Cumartesi

Deniz'im 6 aylik


Deniz'im, canim kizim, kucuk bebegim, benim gulunce gozlerinin ici gulenim bugun 6 aylik oldu. 
6...
Bu sabah kalktim ve Deniz'e baktim. 6 ay once bu saatlerde evde Ozanla dogum dalgalarini karsiliyorduk diye dusundum. Sonra uzandim Deniz'imi kucagima aldim. O, dogdugunda avuclarimiza bile sigan minacik bebegim bu sabah doldurdu kucagimi. Ne kadar buyudugune bir kez daha sasirdim. 

Bu sabah 6 aydir her sabah oldugu gibi emzirdim Deniz'i. Arada yavasca yanaklarini oksadim. Bazen gozlerini acip bakti bana, bazen bakmadi emmeye devam etti. Dogdugu gun memeye tutunusunu getirdim gozlerimin onune. O minicik elleriyle bana dokunusunu dusundum. Deniz o sirada uzanip eliyle cenemi oksadi.  Ne cabuk buyudugune bir kez daha sasirdim.

Bu sabah 6 aydir her sabah oldugu gibi ellerimi saclarinda dolastirdim Denizimin. Ilk gunden beri sever kizim saclarinin oksanmasini. Bebek saclari dokuldu yerine yenileri bile geldi. Kafasinin arkasindaki yataga degen alan sacsiz kalmisti da orasi bile doldu. Ne de cabuk buyudu benim kizim diye huzunlendim bu sabah.

Bu sabah, 6 aydir her sabah oldugu gibi gazini cikardiktan sonra ensesinden optum kizimi. Mis kokusunu icime cektim. O ilk dogdugu zamanlarda gogsumde saatlerce yatisi geldi aklima. Ve simdi 5 dakika yerinde duramayisi. Buyudu benim kizim diye dusundum, gulumsedim.

Bu sabah, 6 aydir hemen hemen her sabah oldugu gibi Ozanla Deniz'i aramiza yatirdik oynadik onunla. Deniz bir Ozan'a bakti bir bana. Ilk gunlerdeki refleks gulusleri geldi aklima. Sonra Deniz'in bile isteye attigi kahkahalari doldurdu odamizi. Deniz guldu, Ozan guldu, ben guldum.

Bu sabah 6 aydir her sabah oldugu gibi cok sevdim Deniz'i. Hem de cok. Sanki bir onceki gunden bile daha cok. O'na bakarken, bebegimiz olmadan onceki "acaba o gelince nasil bir hayatimiz olacak?" diye dusunmelerim geldi aklima. Gozumden iki damla yas suzuldu yanaklarima. Onlari silerken gulumsedim.Tum kalbimle "cok guzel oldu hayatim seninle Denizim, iyi ki geldin" dedim.

Bu sabah Deniz 6 aylik oldu. Ben de 6 aylik anne oldum. 
Iyi ki dogdu Deniz'im.
Iyi ki geldi benim kizim...

9 Mart 2017 Perşembe

Merhaba!

Bu yazinin basligini merhaba koydum. Niye? Cunku bayadir yazmamisim, unutmus olabilirsiniz bence beni :)

Bu blog isine ara vermeyeceksin arkadas. Bir kere yazmadin mi ara uzuyor da uzuyor. Elin bir sekilde ermez oluyor yazmaya. Hic sevmedigim sey.

Gecen gun kendimi ama simdi Izmiri yazmadan baska bir sey yazmayayim derken yakaladim. Sonra Sacmalama! dedim. Denizle birlikte benim 5 haftayi yazmam 5 ay bile surebilir. E ne yapacagiz? 5 ay blog mu yazmayacagiz? Catlarim heralde 5 ay blog yazmazsam :)

Gerci Izmirde 5 hafta yazmadim, catlamadim da. Hakikaten blog yazacak vaktim olmadi. Denize bakmaktan degil ama gezmekten. Uzerinize afiyet bir gezmisim Izmirde. Oh sefam olsun. Bebegimize yalniz baktigimiz aylardan sonra hakettim bence ben bunu. Kendime odul verdim yani :)

Simdi donduk kurkcu dukanina. Evet bir gidim daha zorlasti her sey. Cunku Deniz tabi ki Izmirdeki surekli ilgiye alisti. Hem de fena halde. Anneanne biraksin, dede alsin, dede biraksin Nilgun aneanne alsin. Dayilar, yengeler, halalar etrafinda pervane olsun. Aman simarsin cocuk ne yapalim, zaten surekli akrabalariyla degil. 

Simdi kaldik mi 3 basimiza. Evimizde oyle genis bir animasyon kadrosu mevcut degil. Suarelerde baba-anne ikilisi paslasiyoruz hadi. Matinelerde Gulcin tek kisilik dev kadro :) E cocuk bunaliyor tabi ayni insana baka baka :)

Insana ac yavrucak. Yolda belde kimi gorurse dikiyor gozunu. Cok fena. Bildiginiz kendine baktirana kadar gozunu ayirmiyor insanlarin ustunden. Izmirde Goncalar vardi, metrodayiz. Gozune universiteli genc bir cocugu kestirdi Deniz. Cocuk da arkadaslariyla konusuyor. Yok anacim cekmedi gozunu cocugun ustunden. E bakti tabi cocuk sonunda. Sen bizimkinde bir gulmeler bir cilveler :) Deli!

Aynisini burada da yapiyor. Gecen gun Denize oyuncak aldim sirada bekliyoruz. Oyalansin diye de cevirdim arabasini etrafa bakiyor. Bir ara bir baktim tum kasiyerler bize bakiyor. Niye? Bizimki gulucukler simarmalar. Allahtan ingiliz halki da cocuk seviyor, yoksa yanmistik. Hayir bakmaktan baska sans tanimiyor insanlara. Sapik gibi ayirmiyor gozunu ustlerinden cunku :)

Iste boyle boyle oyalaniyoruz. Beraber baharin gelisini bekliyoruz. Babasinin derslerinin bitisini bekliyoruz. O zaman iste tutmayin bizi :)

Baska ne yazayim bu uzun zaman sonra yazisina bilemedim. Siz bunu soyle bir merhaba olarak kabul edin. Ben sonra yine buralara gelecegim. Simdi musadenizle 30 dakikalik uykusundan uyanan Denizin yanina gideyim. 31 dakika uyumuyor arkadas. Icinde zaman sayaci mi var anlamadik gitti :)

7 Şubat 2017 Salı

Çala kalem

Deniz uyuyor. Annemler de yattı. Ben de şu kendimle başbaşa kaldığım saatte bir blog yazsam dedim aldım elime ipadimi. Zaten ne zaman dur ben bir blog yazayım desem aklıma yazacak bir şey gelmez. Öyle bir an işte.

Eskiden ofisteyken de arada bu olurdu bana. Işlerin arasında koşuşurken binlerce yazacak şey gelirdi aklıma. Ama ne zaman şöyle yarım saatlik bir aram olsa ve dur ben fırsattan istifade blog yazayım desem o aklıma gelenlerin hiçbirini hatırlayamazdım. Hah tam da öyle bir hal işte.

Dışarıda çılgınca bir yağmur yağıyor. Deniz gök gürültüsünden korkar mı dedim ama hiç korkmadı. Neden korksun ki, çocuk Londra'da yaşıyor. Ama ne bileyim orada çok yağmur yağsa da boyle İzmir'deki gibi gök gürültüleri çok duymuyorum sanki. Yoksa duyuyor muyum? 

Buraya gelince ve bir haftadan uzun kalınca bana hep aynı his geliyor. Sanki hiç gitmemişIm. Sanki ben hep burada yaşıyormuşum. Sanki ben oraları hiç bilmiyormuşum. Gerçekten. Yıllardır bu hep bana oluyor. Ve burada ne zaman bir haftadan uzun kalsam dönüş hep zor, çok zor oluyor.

Şimdi de dönünce hayat kolay olmayacak biliyorum. Yeniden yalnız olacağız. Yeniden her şey bizim elimize bakacak. Yeniden biz Deniz'e iki kişi bakacağız. Kolay olmayacak. Ama bir şekilde olacak tabiki de. Olmayan ne var şu hayatta.

Eskiden böyle uzun kalkışların sonunda, beni hep iş oyarlardı. Işe gidene kadar kötü hissederdim ama işe gidince düzelirdim hemen. Şimdi iş yok. Bakalım nasıl toparlayacağım. Neyse daha var dönmemize. Bunlar o zaman düşünülecek şeyler.

Iş dedim de, bazen hiç çalışmamışım gibi hissediyorum kendimi. Bu çok garip geliyor bana. Ama sonra birisi arıyor ve içimdeki ofis insanı canlanıveriyor hemen. Şaşırıyorum. Mesela geçen gün müdürümle telefonda kınuşuyorduk. Havadan sudan bahsederken işle ilgili bir şey söyledi. Ve aniden içimdeki ofis insanı canlandı. Takır takır ne yapmaları gerektiğini anlattım. Şunu söyleyin, buna bakın, şunu unutmayın diye tembihledim. Bir anda düşünmeden döküldü ağzımdan cümleler. Sonra O Denizi sordu. Bir baktım o ofis insanı gitmiş ve ben denizle neler yaptığımızı büyük bir şevkle anlatıyorum. Kendime çok garip geldim o an.

Sanki içimde başka başka insanlar var artık. Daha önce çok farkında olmadığım bir şeydi bu, daha önce çalışan kadındım ben. Tabi ki hayatımda sadece çalışmıyordum ama baskın kimliğim oydu. Öne çıkan kimliğim oydu. Şimdi bir de Deniz var. Her şeyin önüne çıkan Deniz. Ama işte o çalışan kadın da içeride bir yerde duruyor. Galiba sırasını bekliyor. Iki kişi de değiller sadece! Mesela ev kadını Gülçin var. Bildiğiniz yemek yapan, evi düzenli tutan bir kadın da var artık hayatımda. Meğer o da hep oradaymış da sırasını beklemiş işte. 

Işe döndüğümde üçünün bir harmoni yakalamasını umuyorum. Bunu ummaktan başka çarem yok. Zira şimdiden işe dönünce bu yalnız anneliği nasıl kotaracağımı merak ediyorum. Çünkü hakikaten destekle bebek bakmak daha rahatmış. Kolaymış demiyorum bakın. Sadece daha rahatmış. Neyse ben bunun üstüne ayrı bir yazı bile yazarım.

Ama galiba en iyisi şimdi gidip Deniz uyuyorken biraz uyumam. Zira evde 10 kişi de olsa size destek olacak o bebe kalkınca annesini istiyor, kesin bilgi! :) o yüzden durun ben biraz uyuyayım da Denizikoyla gece mesaisine hazırlanayım. Inşallah güzel uyur benim canım kzızım. Dün gece mesela 3:30da çığlık çığlığa uyandı. Hiç yapmadığı şey. Sanırım artık dişler geliyor :(

Haydi uzattıkça uzattım. Ben yatayım. Bakalım Deniziko bize bu gece ne sürprizler hazırlıyor :)

Velet gece insan ne kadar kızsa, sabah bir gülüşüyle kalbimi kazanabiliyor :)



Bunlar da ilginizi cekebilir

Related Posts with Thumbnails